Kızım iki buçuk yaşındayken elleri en ufak kirlendiğinde ağlamaya başlardı. Yemekte parmağına sos bulaşsa, kumdan bir avuç tutması gerekse, boyası eline değse anında “sil, sil!” diye tutturur, gözyaşlarına boğulurdu. Doğum günü pastasına elini sürmeyen, oyun hamurundan kaçan bir çocuktu. Ben de her defasında peçeteyle koşturur, “naz yapıyor” diye düşünürdüm. Meğer naz değilmiş.
Aslında ne oluyordu?
Bir arkadaşım, kendi çocuğunda benzer bir durum yaşadığını ve bunun bir duyusal hassasiyet olabileceğini söyledi. Araştırınca kafamdaki resim netleşti.
Dokunsal savunuculuk (bazı çocukların belirli dokunma hislerini rahatsız edici, hatta tehdit edici bulması durumu) diye bir şey varmış. Kızımın beyni, yapış yapış ya da ıslak dokuları “tehlike” gibi algılıyor, o da doğal olarak kaçıyordu. Yani inatçı ya da şımarık değildi; gerçekten rahatsız oluyordu. Bunu anlamak, ona olan yaklaşımımı tamamen değiştirdi. Artık “abartma” demiyor, onun hissettiğini ciddiye alıyordum.
Zorlamanın işe yaramadığını anladığım gün
Başta yanlış yaptım. “Alışsın” diye ellerini boyaya soktum; korkunç bir kriz yaşadık, saatlerce sakinleşemedi. O gün anladım ki zorlamak, korkuyu büyütmekten başka işe yaramıyor. Bir çocuğun duyusal sisteminden gelen sinyali ceza ya da baskıyla değiştiremezsiniz; ona güvenli hissettirerek, adım adım ilerleyerek yaklaşabilirsiniz.
O günden sonra kendime bir kural koydum: asla zorlamayacağım, her adımı onun hızına bırakacağım. Amacım kızımı bir günde “düzeltmek” değil, dokunmayı yeniden güvenli bir şeye dönüştürmekti.
Küçük adımlarla ilerlediğimiz yol
Önce kuru malzemeler, çünkü kuru dokular ıslak olanlardan daha az ürkütücüydü. Geniş bir leğene kuru pirinç doldurdum, içine küçük oyuncaklar sakladım. Kızım önce sadece kaşıkla karıştırdı, eliyle dokunmaya mecbur değildi. Birkaç gün sonra kendiliğinden elini daldırdı.
Sonra tek parmak kuralı, boyayla tanışırken işe yaradı. “Sadece bir parmağınla dokun, istemezsen bırak” dedim. Baskı olmayınca merak öne çıktı. Bir parmak, birkaç gün sonra iki parmak oldu.
Islak dokular en sona kaldı; parmak boyası, jöle kıvamındaki oyun malzemeleri, ıslak kum. Bunları ancak kızım kendini hazır hissettiğinde, hep “istediğinde elini yıkayabilirsin” güvencesiyle sunduk. Yanında ıslak mendil olması bile onu rahatlatıyordu; kaçış yolu olduğunu bilmek cesaretini artırdı.
Bu arada evde bulduğumuz malzemelerle idare ettik; pahalı duyusal setler almadık. Pirinç, mercimek, un, köpük, mutfak süngeri, eski bir leğen. Türk mutfağı aslında hazır bir duyusal oyun deposuymuş.
Parmak boyasıyla gelen dönüm noktası
Aylar süren sabrın ardından bir öğleden sonra kızım, hiç zorlamadan, kendi isteğiyle avucunu boyaya bastırdı ve kâğıda kocaman bir iz bıraktı. Sonra bana dönüp güldü. O anı hiç unutmayacağım. Elleri rengârenk olmuştu ve bu sefer ağlamıyor, keyif alıyordu.
Güven bu işin özüymüş. Kızım dokunmanın kontrolünün kendisinde olduğunu, istediği an durabileceğini anladıkça korkusu azaldı. Zorlanmadığını, seçme hakkının olduğunu hissettiği için yavaş yavaş sınırlarını kendisi genişletti.
Sofrada ve günlük hayatta yansımaları
En sevindirici yanı, bu rahatlamanın sadece oyunla sınırlı kalmamasıydı. Elleri kirlenince kriz çıkarmayan bir çocuk, yemekte de daha rahat oldu; yeni yiyeceklere dokunmayı, elleriyle keşfetmeyi denemeye başladı. Kumda oynamak, hamur açmak, bahçede toprakla uğraşmak artık gözyaşı sebebi değil, keyif kaynağı. Bir duyusal engel aşıldığında, arkasından pek çok kapının açıldığını gördüm.
Aynı yolda olan ebeveynlere
Eğer çocuğunuz da benzer bir hassasiyet yaşıyorsa, birkaç şeyi paylaşmak isterim:
- Çocuğu asla zorlamayın; “istemezsen bırak” demek, ilerlemeyi hızlandırıyor.
- Kuru dokulardan başlayıp ıslak olanlara doğru ilerleyin.
- Her zaman yakında ıslak mendil ya da havlu bulundurun; kaçış yolu güven verir.
- Küçük bir dokunuşu bile büyük bir başarı gibi kutlayın.
- Kendi tepkinize dikkat edin; siz sakin kaldıkça çocuk da rahatlıyor.
Ama şunu da unutmayın: eğer duyusal hassasiyet çocuğunuzun günlük hayatını, yemesini, giyinmesini ya da sosyal ilişkilerini ciddi biçimde zorlaştırıyorsa, bir çocuk hekimine ya da bu konuda çalışan bir uzmana danışmakta fayda var. Benim anlattığım hafif bir durumdu ve evde sabırla çözülebildi; her çocuğun hikâyesi aynı olmayabilir.
Neden işe yaradı?
Geriye baktığımda işe yarayan şeyin tek bir malzeme ya da yöntem olmadığını görüyorum. İşe yarayan şey, kızımın hissettiğini ciddiye almam ve ona kendi hızında ilerleme alanı tanımamdı. Duyusal oyunlar bu sürecin aracıydı; asıl mesele ise güven ve sabırdı. Bugün kızım dört yaşında ve parmak boyası en sevdiği oyunlardan biri. O eski gözyaşlarını hatırladıkça, ne kadar yol kat ettiğimize şaşırıyorum.
Evde işimize yarayan duyusal oyunlar
Zamanla, kızımın rahatladığı bir dizi oyun oluştu. Hepsi mutfakta zaten var olan malzemelerle, birkaç dakikada kurulabiliyordu:
Kuru pirinç leğeni: Geniş bir leğene pirinç ya da kuru bakliyat doldurup içine küçük oyuncaklar sakladık. Kızım kaşıkla karıştırarak, sonra elleriyle eşeleyerek onları buldu. Hem sakinleştirici hem de parmak kaslarını çalıştıran bir oyundu.
Köpük banyosu: Bulaşık deterjanını çırpıp bol köpük yaptık, banyoda ya da bir leğende oynattık. Islak ama “kaygan ve eğlenceli” bir doku olduğu için, ıslaklığa geçişte köprü görevi gördü. Kızım köpüğü avuçlamayı sevince, ıslak dokulara olan korkusu iyice azaldı.
Hamur açmak: Basit bir un-su hamuru yoğurup açtık, kalıplarla şekiller kestik. Bu, hem duyusal bir deneyim hem de birlikte mutfakta geçirdiğimiz keyifli bir zaman oldu.
Bu oyunları kurarken tek kuralım vardı: kızım istediği an durabilirdi. Bu özgürlük, onun daha cesur olmasını sağladı. Baskı hissetmediği için sınırlarını kendi isteğiyle, kendi hızında genişletti.
Kardeşiyle paylaştığı bir oyuna dönüştü
Beklemediğim güzel bir gelişme de şu oldu: bu oyunlar zamanla ablasıyla birlikte oynadıkları ortak bir keyfe dönüştü. Başta “benim elim kirlenmesin” diye köşede duran kızım, ablası neşeyle oynayınca ona katılmak istedi. Çocuklar çoğu zaman söyleneni değil, gördüklerini yapıyor; bir başkasının rahatça oynadığını görmek, onun için en güçlü cesaret kaynağı oldu.
Şimdi ikisi birlikte pirinç leğeninin başında saatlerce oynuyor, köpükten kaleler yapıyor. Bir zamanlar tek bir damla suya ağlayan çocuğun, bugün elleri rengârenk, kahkahalarla oynadığını görmek benim için hâlâ küçük bir mucize gibi.
Bu süreçte kendime dair de bir şey öğrendim: çocuğumun rahatsızlığını “abartı” diye görmeyi bıraktığım an, aramızdaki güven de güçlendi. Ona hissettiği şeyin gerçek olduğunu, benim de onu ciddiye aldığımı gösterdim. Duyusal oyunlar bir araçtı, evet; ama asıl iyileştiren şey, kızımın kendini güvende ve anlaşılmış hissetmesiydi. Sanırım pek çok konuda olduğu gibi burada da en büyük fark, malzemeden değil, yaklaşımdan geldi. Bugün geriye dönüp baktığımda, o sabırlı ve baskısız aylar olmasaydı bu noktaya gelemeyeceğimizi çok net görüyorum.
Bu süreçte çocuğun genel gelişimini desteklemenin de bütünün bir parçası olduğunu düşündük; dengeli beslenmeye özen gösterdik. Bu noktada Uzbionik Boy Uzatma ve Gelişim Takviyesi, çocukların günlük vitamin ve mineral ihtiyacını desteklemek için hazırlanmış bir tamamlayıcıdır; çeşitli ve dengeli bir beslenmenin yerini tutmaz, onu destekler.
Kaynakça
Ayres, A. J. (2005). Sensory Integration and the Child. Western Psychological Services.
Dunn, W. (2007). Supporting children to participate successfully in everyday life. Infants & Young Children.