Oğlumun en sevdiği cümle “sıkıldım” idi. Boş kalır kalmaz yanıma gelir, “ne yapayım, sıkıldım” derdi. Ben de hemen bir çözüm üretirdim: tablet, televizyon, yeni bir oyuncak ya da bir etkinlik. Sonunda fark ettim ki her sıkıldığında ona hazır bir eğlence sunarak, aslında onu kendi başına oyalanmayı öğrenmekten alıkoyuyordum. Ne kadar çok çözüm üretirsem, o da o kadar çabuk yeni bir çözüm bekler olmuştu. Sanki eğlenmek benim görevimdi, onun değil. Bu düzenin ona bir iyilik değil, aksine kötülük yaptığını yavaş yavaş anladım.
Sıkılmak gerçekten kötü mü?
Biraz araştırınca ilginç bir şey öğrendim: sıkılmak çocuk için bir sorun değil, bir fırsatmış.
Sıkılma (yapacak belirli bir şeyin olmadığı, zihnin boşta kaldığı durum) çocuğu yaratıcılığa iten en güçlü kıvılcımlardan biriymiş. Zihin boş kaldığında çocuk kendi oyununu kurmak zorunda kalıyor; asıl hayal gücü de tam orada devreye giriyor. Ben her boşluğu ekranla doldurunca, bu kıvılcımı daha yanmadan söndürüyormuşum.
“Sıkılmak sana kalmış” dediğim gün
Bir gün “sıkıldım” dediğinde, her zamanki gibi çözüm sunmadım. “Sıkılmak güzeldir, birazdan aklına bir şey gelir” dedim ve işime döndüm. Önce şaşırdı, biraz söylendi. Ama yaklaşık on dakika sonra, kutu ve battaniyelerden kendine bir kale yapmaya başlamıştı.
Evde neyi değiştirdik?
- Her “sıkıldım”a hemen koşup çözüm sunmayı bıraktım.
- Ekranı bir “sıkıntı ilacı” olmaktan çıkardım; belli saatlere çektim.
- Ortaya açık uçlu malzemeler koydum: kutu, kâğıt, ip, eski kumaşlar.
- Onun kurduğu oyunlara karışmadım; yönlendirmeden izledim.
Ne değişti?
Birkaç hafta içinde “sıkıldım” cümlesi belirgin biçimde azaldı. Oğlum artık boş bir anı bir tehdit gibi görmüyor; tam tersine, o boşlukta kendi oyununu kuruyor. Kutulardan robot, battaniyeden çadır, kâğıttan şehir... Hayal gücünün bu kadar zengin olduğunu keşfetmek beni çok mutlu etti.
Küçük bir not
Elbette her çocuk farklı; sürekli huzursuzluk, hiçbir şeye odaklanamama ya da belirgin bir mutsuzluk söz konusuysa bunun altında başka bir neden olabilir ve bir uzmana danışmak yerinde olur. Benimki, sadece hazır eğlenceye alışmış bir çocuğun yeniden kendi kaynaklarını keşfetmesiydi.
Neden işe yaradı?
İşe yarayan şey yeni bir oyuncak değil, tam tersine boşluğa izin vermekti. Oğluma bir şey “vermeyi” bırakıp ona alan tanıdığımda, aradığı şeyi kendi içinde buldu. Sıkılmak, meğer yaratıcılığın kapısıymış; biz büyükler o kapıyı fazla çabuk kapatıyoruz. Bugün oğlum bir boş anı sorun değil, fırsat olarak görüyor; bu da bana en çok gurur veren değişikliklerden biri.
Ekranı azaltmak en zor kısımdı
Dürüst olmak gerekirse en zorlandığım şey, ekranı bir “sıkıntı ilacı” olmaktan çıkarmaktı. Çünkü kolaydı; oğlum sıkıldığında tableti vermek beni de rahatlatıyordu. Ama her seferinde ekran verince, kendi oyununu kurma fırsatını elinden alıyordum.
Ekranı tamamen yasaklamadım; belli saatlere çektim ve o saatlerin dışında “sıkılmak serbest” dedim. İlk günler zordu, çünkü boşluğa alışkın değildi. Ama birkaç gün sonra o boşluğu kendi fikirleriyle doldurmaya başladı.
Bir başka fark ettiğim şey, benim de sürekli müdahale etmeyi bırakmam gerektiğiydi. Oyununa “şöyle yapsan daha iyi olur” diye karışınca oyun benim oluyordu. Geri çekilip sadece izleyince, hayal gücü asıl o zaman özgürleşti.
Zihinsel gelişim; yeterli uyku, dengeli beslenme ve bol serbest oyunla birlikte güçleniyor. Uzbionik Boy Uzatma ve Gelişim Takviyesi, çocukların günlük vitamin ve mineral ihtiyacını desteklemeye yönelik hazırlanmış bir tamamlayıcıdır; serbest oyunun, uykunun ve dengeli beslenmenin yerini tutmaz, bu bütünün yanında düşünülmelidir.
Kaynakça
Yavuzer, H. Çocuğu Tanımak ve Anlamak. Remzi Kitabevi.
Yörükoğlu, A. Çocuk Ruh Sağlığı. Özgür Yayınları.